sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2012 Çarşamba

Bir Mekanın Tüketilme Denemesi

`Bir Mekanın Tüketilme Denemesi eski Hamursuz fırınının üst katında her biri farklı mecralarda çalışan Sibel Horada, Eytan İpeker, Reysi Kamhi ve Neşe Nogay’ın işlerini bir araya getiriyor. Georges Perec’in aynı adlı kitabından yola çıkarak kendine dönük bir antropoloji ve araştırma çizgisi izleyen işler mekanlarla, eşyalarla ve barındırdıkları hatıralar ve konuştukları dillerle ilgileniyor; olaylardan ziyade durumları irdeliyor. Duvarlarla üçe bölünmüş alanda Reysi Kamhi’nin tuvallerini barındıran üç odalı Evhane aynı zamanda Neşe Nogay’ın babaannesine ithaf ettiği kitabı ve objeleri barındırıyor; ortada Sibel Horada’nın on beş televizyon ekranında alt kattaki matsa makinesini yeniden canlandırdığı yerleştirmesi İsimsiz Makine yer alıyor ve iskeletini gördüğümüz duvarın ardında Eytan İpeker’in deneysel videosu Soyulma [Peeling] var.

Reysi Kamhi bir ev mekanı gibi kapatılmış odacıklarının duvarlarına astığı tuvallerinde emlak sitelerinin aslında pek de bir şey göstermeyen görselliğinden faydalanıyor. Mahrem bir mekanın veya deneyimin fotoğraflarının kağıda veya tuvale aktarılması Kamhi’nin pratiğinin önemli bir parçası: Daha önce facebook ve porno sitelerinden bulduğu görselleleri benzer bir muameleye tabi tutmuştu. Fotoğraftan resme geçişte yapılan seçimler, renk skalası, vurgulanan nesneler, beliren ve kaybolan unsurlar ve en önemlisi verilen emek hem bu cimri görselliği zenginleştiriyor; hem de her gün kendimizi o ya da bu şekilde bir kamunun tüketimi için sahnelediğimiz bir sürecin altını çiziyor.

Kamhi Evhane yerleştirmesindeki tuvallerde betimlediği kiralık ve satılık ev görüntülerinde kullandığı sıcak tonlar, tanıdık eşyalara yaptığı vurgu ve özellikle bir tuvaline yerleştirdiği kendi köpeğiyle geride bırakılacak bir yaşamın nostaljisini yaşatıyor. Duvara dayanmış, bitmemiş bir tuvalse sıcak renklerin ve düzenli yerleştirmenin bir anomalisi: hem yerleşmişliğin hem de yerinden edilmişliğin ve yersizliğin fazla ve eksik nesnesi olarak duruyor. Kiralanacak veya satışa çıkarılacak olan bu evlerin görüntüleri, eski sahiplerinin veya orada hala yaşayanların çizgili çarşaflarını, rengarenk tepsilerini, geceleri televizyon izledikleri köşelerini ifşa ediyor. Gelecekteki sakinleri için sıcak, tanıdık bir izlenim yaratıyor. Kamhi’nin oluşturduğu kapalı mekanda konuşanlar insanlar değil bu nesneler. İnsanlarsa dış duvarda siyah beyaz bir aile portresinin röprodüksyonunda asılı kalmış, gülümsüyorlar. Tıpkı kiraya ya da satışa çıkarılmış bir evin görüntülerinin misafir ağırladığı gibi, artık işlevini kaybetmiş eski Hamursuz fırını binası da bu sergi vesilesiyle “misafir” ağırlıyor.

Orta odada çekmecesi açık duran komodin bir torunun hatıralarını bir babaannenin hatırlayacağı biçimde barındırıyor. Neşe Nogay’ın Babanem adlı yapıtının hikayesi hayatında büyük önem taşıyan bir insanın hatıralarını canlandırmak üzere çıktığı bir yolculukla başlıyor. Nogay eski, soluk fotoğraflara sığınmaktansa eski, soluk hatıraları yeniden kurgulayarak çektiği fotoğrafları, bunlardan yaptığı bir kitabı şekerlemeler ve kuru yapraklarla bir çekmecede saklıyor. Komodinin üzerinde görebildiğimiz buzdolabına konmuş ojelerin ve ten rengi ince çorapların fotoğrafları çekmecenin içeriğine dair ipuçları. Kamhi’nin mahrem mekanların ifşasından yola çıkan yerleştirmesinin ortasında Nogay’ın hatıra çekmecesi, mahremiyetini ancak hatıraların ulaşılmazlığıyla saklıyor.

Sibel Horada’nın mekanın orta kısmında yer alan İsimsiz Makine yerleştirmesinde, alt katta bulunan fakat artık çalıştırılmayan; mekana adını verdiği halde artık işlevini yerine getir(e)meyen nesne olan, matsa üreten 21 metre uzunluğundaki devasa makine, parçalanmış bir görsellikle sunuluyor. Bir seri üretim hattını yeniden canlandıran yerleştirmenin hemen karşısında makineden geçmiş matsa şeklinde kağıtlar, son ürünün bir temsili. Bir topluluğun tarihini hatırlamak üzere senenin belli bir döneminde yediği mayasız ve tuzsuz ekmeğini üreten makinenin zamanla hantal kaldığı için tasfiye edilmesi, ekmek yapmak gibi basit bir eylemi küresel sermayenin hızlı ve verimli kollarına bırakmak ve paylaşılan en temel şeylerden birine biraz daha yabancılaşmak anlamına geliyor.

Bu eser Horada’nın pratiğinde yeni bir dijital eğilime işaret ettiği kadar, aslında bir topluluğun ortak varlığı olan bir nesneyi parçalanmış bir görsellikle sergi alanına taşımasıyla Hiç Var Olmamış Gibi adlı işini hatırlatıyor. Akbank Sanat’ın zemininde yığılmış, Yıldız Teknik Üniversitesi bahçesinden yeni sökülmüş bir Pavlonya ağacının parçalarından mürekkep bu eser de sanatçının mensubu olduğu bir başka topluluğun kaybını canlandırıyordu. Horada bu kayıpları salt hatıra ya da salt materyel olarak değil, bu süreçte yaptığı söyleşilerle birlikte daha sonra tarihin değerlendirebileceği toplumsal meselelerin delilleri olarak kayıt altına alıyor.

Vasıf Kortun Hiç Var Olmamış Gibi için yazdığı katalog metnini şöyle noktalıyordu: “Sanatçı Pavlonya ağacını, hatırlamayı unutanlar kadar ağaca dair hiçbir hatırası olmayanların da zihnine yeniden kazıyor. Ne de olsa Pavlonya, öldürmüyor ama yaşatıyor.” Horada’nın bu kez geliştirdiği direniş, Pavlonya ağacının ekolojik tahribata direnebilen iyileştirici özellikleri gibi malzemesinin içkin bir özelliğine değil, insanın içkin bir becerisine dayanıyor. 1 Nisan Pazar günü mekanda gerçekleştirilecek Matsanı Yap ve Kaç adlı katılımcı bir performans en basit şekliyle ekmek yapmayı yaratıcı bir direniş potansiyeli olarak deneyimlemeyi hedefliyor.

Eytan İpeker’in çıplak bir duvarın arkasında gösterdiği deneysel videosu, pratiğinin belirgin örneklerinden biri. İpeker’in bir pianonun sınırlı sayıdaki tuşlarıyla sınırsız sayıda beste üretme imkanı olması düşüncesinden yola çıkarak tek bir kayıttan ürettiği görsel bestelerden biri olan Peeling [Soyulma] adlı parçada siyah üstüne beliren renkler fırça darbeleri gibi görünüyor ama hiçbir zaman birikmiyor. Katmanlarıyla ve dokusuyla tanınan Lucian Freud’un ölümünden sonra onun yapıtlarına yeniden bakmanın ilhamıyla üretilen bu eserde katmanlar uçucu, doku şeffaf. Bu soyutlamanın ardındaki nesne olan piyano hem görsel olarak hem de işlevsel olarak eksik. Nesnelere, makine parçalarına ve maddi kültüre bağımlı hikayelerin arasından geçtikten sonra İpeker’in karanlık ve sessiz odasındaki bu uçucu görüntü bir tefekkür alanı gibi.`

Lara Fresko

23 Şubat 2011 Çarşamba

YEDİNCİ KITA



3 MART – 15 NİSAN 2011

Pg Art Gallery, beş sanatçının yer aldığı “Yedinci Kıta” başlıklı bir grup sergisi ile Tophane’deki yeni mekanında izleyicilerle buluşuyor.

Başka bir dünya mümkün mü? İnsan kendi dünyasını nasıl altüst eder ve bunun sonucunda istediği dünyayı nasıl yaratır? Ya da yaratabilir mi?

“Yedinci Kıta” filminde Haneke, duyguları buz tutmuş kent insanının, rutin içinde kaybolmasını kurcalarken, başka bir dünyanın hayalini de anımsatır izleyiciye. İçinde kayboldukları metropol yaşamının, kimliklerini giderek daha büyük bir hızla çaldığı insanların öyküsüdür ‘Yedinci Kıta’. Acımasız bir yanılsama haline gelen yaşamda, kendi gözümüzdeki silinişimiz, anlamımızı, amacımızı yitirişimiz vardır her bir karede; ve hatta anonimleşmemiz...

Pg Art Gallery’nin Tophane’deki yeni mekanında bir araya gelen farklı disiplinlerden beş sanatçı bu kült filmden yola çıkarak modern hayata karşı teslimiyeti sorguluyorlar. İşleriyle konformizmden kaçış yolları arayan Ali Dolanbay, Kemal Tufan, Kerem Ozan Bayraktar, Reysi Kamhi ve Roeki Symons kusursuz, düzenli yaşamın labirentlerinden geçip alternatif bir dünyanın mümkün olup olmadığına odaklanıyorlar. Yedinci bir kıta yaratıyor, nesnel olmayan bir dünyanın belleğini oluşturuyorlar.

“Yedinci Kıta”da sanat, yaşadığımızı hatırlatan yeni bir mecra olarak karşımıza çıkıyor. Modern dünya bireyinin başka bir dünya özlemini ve donuklaşmış, silikleşmiş yaşam içinden çıkma çabası vurgulanıyor. Sanatçılar, her şeyin giderek daha da muğlaklaştığı modern sonrası toplumda alternatifler üretmeye ve yeni nefes alanları oluşturmaya çalışıyorlar. Yanılsamalarla donatılmış ,‘kutsal’ amaçlardan soyutlanmış ve her geçen gün daha da amaçsızlaştırılmış yaşamlarımıza dair sanat aracılılığıyla bir alternatif dünya tasfiri çiziliyor.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Serra Gürbüz Arşivinden (http://nadnubnadno.blogspot.com)

Under Construction




Benim de çok yakın arkadaşım olan, işlerini ve çalışmalarını zevkle ve merakla takip ettiğim genç sanatçı Reysi Kamhi, PG Art Gallery’de ilk kişisel sergisini açtı – Under Construction/ Yapım Aşamasında. Sanatçı bu sergide hepimizi fazlasıyla ilgilendiren bir konuya değiniyor, sosyal medya ağlarının soyutlaştırdığı hayatımızı cisimleştirerek gözler önüne seriyor. Sergiyi pazartesi hariç her gün 11:00 – 19:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Her ne kadar Reysi’yle defalarca sergi hakkında konuşmuş olsak da, buraya onun anlattıklarından çok kendi algılamamı katarak yazmak istiyorum.

Facebook, twitter, friends feed, google, digg, blog… Sayıları gittikçe artan bu sosyal medya ağları üzerindeki kontrolümüzün boyutu ne? Yoksa daha çok onlar mı bizi kontrol ediyor? Internet üzerinden kendinize bir dünya yaratıyorsunuz. Hiç bu dünyayı daha iyi algılamanız için, bu dünyayı daha etkili/kontrollü kullanabilmeniz için, kendinizin o dünyadaki duruşunu görebilmeniz için uzaktan bu sanal dünyanıza bakmayı başarabildiniz mi? İşte under construction biraz da bu aşamada devreye giriyor.







Öncelikle serginin adı neden Under Construction ona değinmek istiyorum. Reysi, serginin kavramını o kadar iyi kurgulamış ki, sanal dünyanızı yaptığı blog, twitter, facebook, pornografi resimleriyle gözler önüne bir anda sermiyor. Bazı internet sitelerinde karşılaştığımız under construction/yapım aşamasında yazısını gördüğümüzde hemen başka bir sayfaya yöneliriz. Reysi bize “yapım aşamasında” ne demek “yapım aşamasındayken” neler oluyor, ne gibi çalışmalar yapılıyor bunu gösteriyor. Yani görsellikle deneyimlediğimiz sanal dünyada sadece deneyimlerimizi cisimleştirmiyor, deneyimlerimizin de ötesini bize gösteriyor. Sergi yapım aşamasında olduğu için henüz bitmiş halini göremiyoruz. Bu yüzden bir kere ziyaret etmemiz yetmiyor, süreci görmek açısından birkaç kere gitmek lazım.








Sergi, çalışmaların bulunduğu 2 bölümden oluşuyor gibi gözükse de bütününe bakıldığında 3 bölümden oluşuyor. İlk girdiğinizde karşılaştığınız bölümde pornografi resimleri var. Bir anda, porno siteleri aracılığıyla cinselliği dahi görsellik üzerinden yaşamak gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Diğer bölümde facebook, twitter resimleri sergileniyor. 3. bölümde ise yapım aşamasında olan serginin sürecini izliyorsunuz. Bu bölümde reysi hem internette facebook, twitter gibi sitelerde geziniyor, twitter üzerinden sergide olan biteni yazıyor, bir yandan da sergilemek üzere çalışmalarını gerçekleştiriyor.




Sergi aynı zamanda internet dünyasının da en büyük özelliği olan interaktif bir özelliğe sahip. Twitter üzerinden pg_reysikamhi kimliğindeki sergiyi takip edebiliyorsunuz, cevap yazarak tartışmaya girebiliyorsunuz. Aynı zamanda Reysi, ziyaretçilerle tek tek iletişime geçerek, onlara internet deneyimleriyle ilgili sorular sorarak, onlarla sergi hakkında konuşarak birlikte yeni fikirler üretebiliyor, böylece onları serginin yapım aşamasına dahil ediyor, hatta onların internet/twitter sayfasının resmini yapabiliyor.

Sergiyi gezerken çok keyif alacağınızın garantisini veriyorum. Serginin sürecini görebilmek için sık sık gitmeyi düşündüğümden hafta arası 18.00’da orada olmanız durumunda karşılaşmamız çok büyük bir ihtimal.

25 Haziran 2010 Cuma

'under construction'/'yapım aşamasında'

Reysi Kamhi 
‘under construction’ 

29 Haziran – 14 Temmuz 2010

 ‘under construction / yapım aşamasında’, Reysi Kamhi’nin sanal alemden yola çıkarak hazırladığı ve hazırlayacağı imajlardan hareketle oluşturduğu bir proje. 
Sergi boyunca galeri yapım aşamasındaki bir mekan, her gün değişen ve yaşayan bir alan olacak.  Sanatçı 29 Haziran’dan itibaren Salıdan Cumaya haftanın dört günü galeriyi atölyeye dönüştürecek ve burada gerçekleştirdiği çalışmalarıyla sergiyi oluşturacak. 

13 Temmuz’daki kapanış davetinde serginin tamamlanmış hali izleyicilerle buluşacak. Serginin oluşum süreci ise twitter’dawww.twitter.com/pg_reysikamhi adresinden takip edilebilecek.


24 Mayıs 2008 Cumartesi

facebook projesi


Facebook bir delilik, icinde olmaktan kendimizi engelleyemedigimiz icin de olunca da herkese ve heryere ulasabilecegimiz gercekdisi bir gerceklik. Mahremiyetin kayboldugu herkesin herkesi dikizleyebildigi "pornografik" bir alan. Bu minik defterlerle kendimce yeniden bir facebook albumu yapiyorum. Cok iyi tanidigimdan pek de kim oldugunu bilemedigim ama yine de ulasabildigim insanlara kadar herkes olabilir bu albumde