yedinci kıta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yedinci kıta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2011 Cuma

Ayşegül Sönmez'in 'Üç Sergiden Üç Resim' başlıklı yazısından

Reysi Kamhi/ PG Art Gallery

Pg Art galerisi Tophane’ye taşındı. Kapılarını karma bir sergiyle açtı. Karma sergide Reysi Kamhi’nin defteri ve defterinden çıkan resimleri, kentin hızla değişimine ve dönüşümüne odaklanan bir projenin bölümleri. Kamhi, elinde defteri ve renkli boya kalemleri, Asmalımescit’i pilot bölge seçerek ressamca bir araştırma yapmış. Bütün esnafla görüşüp onların ruh hallerini sorgulamış. Asmalımescit’in giderek İstanbul’un en gözde eğlence semti oluşunun onların üzerindeki etkilerini merak etmiş. Sonuçta kimle görüştüyse bu durumdan hoşnutsuz olması Kamhi’yi şaşırtmış. Esnaf, hep eski günleri anıyor, bu kalabalıktan fena halde sıkıldıklarını anlatıyormuş. Bütün bu mutsuz esnaf ve işlettikleri mekanlar işte sergideki o defterde ve ona eşlik eden küçük ebattaki resimlerde. Kamhi, defter formatıyla bu kentsel dönüşümün bireyler üzerinde yarattığı izleri mahremiyet içinde sergileme fırsatı yakalamış. Defterden süzerek duvara astığı resimler bu mahremiyeti zedelememeyi ve Mısır apartmanındaki o beyaz bank gibi çok tanıdık, sık sık geçtiğimiz iç mekanlara ait objelere yeni bir yaşama alanı kazandırmayı başarmış.

8 Mart 2011 Salı

Kitaptan Tuale







Duygusal Müze















Oluşum sürecine tanıklık eden Önder Özengi ile ufak bir söyleşi yapmıştık:

Ö.Ö: Bu çalışma yapmaya başlarken yola çıktığınız ana fikirden ve sonuçlandırana kadar geçen ara duraklardan bahsedebilir misiniz?

R.K: Aslında beni motive eden birkaç farklı unsur vardi. Ve sanki hepsi bir şekilde kent baglaminda birleşti. Örnegin başından beri bir koleksiyoner gibi hareket etmek ve envanter çıkartmak gibi bir arzum vardi. 16.yy ile 18. yy arasında var olan Nadire Kabinelerindeki pratigi bir şekilde sergilemek istiyordum. Tek bir bireyin nesne ya da bulgu toplamasi, çeşitli görselleri bir araya getirmesi ve bu biraradalıgın yeni bir anlam oluşturmasi. Andre Malreaux' nun 'musee imaginaire'i benim için önemli bir kaynak örnegin. Kısaca bütün evrenin tek bir özel odanın sınırları içinde denetlenebilmesi fikri bende oda yerine bir kitaba dönüştü. Tabii sonrasında Paris pasajlarinda elinde not defteriyle gezen 'flaneur' aklima takilan başka bir unsur oldu. Ben de özellikle Babylon' un açılmasıyla kısa bir sürede hızla degişen Asmalimescit, Tünel bölgelerinde gezinerek buraya ait bir bellek oluşturmaya çalistim. Mekanların envanterini çikarttım bir nevi. Tabii buraya gelip giden insan modeli de degişti. Resimlerini yaptim. Çesitli notlar aldim aynı zamanda, bir gazeteci iddiasi taşımasa da mahalleliyle ufak söyleşiler gerçekleştirdim. Sonuçta kitap misafirperver endustrisinin oluştugu bu bölgeye dair bir takintinin ürünü. Ama ister istemez de benim duygusal tonlarım aracılıgıyla oluşmuş bir bilgi taşıyıcısı.

Ama üretim sürecinde söyle zorluklar da yaşadim. Mesela kitapla karşi karşıya kalan izleyicinin pratigini iliskisel bir baglamda kurgulamak istiyordum. Yani dokunsun, çalsın, eklesin hatta belki bozsun istiyordum. Ancak süreç içersinde fark ettim ki bu kitap gerçekten de benim duygusal müzemi temsil eden bir nesneye dönuştü ve kendine ait bir aura edindi. Izleyici ise yalnızca dokunsallik üzerinden, keşfeden konumuna oturdu. Simdi biraz bunun üzerine düsünüyorum. Acaba kitabın biricikligini bir sekilde bozmalı mıyım?

Ö.Ö: Bu işte hem bir mekan (belki bir müze) olarak kitap formunu öneriyorsun hem de müze fikrinin referans verdiği tarih yapma nosyonunun yanına kişisel ve gündelik pratikleri getiriyorsun.
Bir müze hem "duygusal" ve öznel hem de kapsadıklarının ortak ve paylaşılabilir olması dolayısı ile nesnel olabilir mi? Üretiminden yola çıkarak neler söyleyebilirsin?

R.K: Bence nesne toplama ilkesi eklektik ve kişisel bir koleksiyonu da beraberinde getiriyor. Dolayisiyla bence hiçbir koleksiyon koleksiyonerinden bagımsız olamaz gibi. Sanki koleksiyonerlik yalnizca bir takıntının ürünü olabilir. Bu Orhan Pamuk' un Masumiyet Müzesi'nde de en uc noktada yansitildi.
Ya da bir kütüphane inşa etmek de müzedeki tutumla ayni degerlendirilebilir, herkesin kitaplıgı kendine özeldir, yalnızca sen bilirsin dizilişteki ilişkinin anlamini. Dişarıdan gelen de yalnizca bakar ama kesinkes kavrayamaz. Bazen bazı sergilerde işte tam o dizilişteki anlami kavramaya calisiyoruz. Neyse uzatmadan tam da senin sorun bu ikilem üzerinde işte, aslında her koleksiyon cok öznel bir şey koleksiyonerin varligi yüzünden, ama bir muze zamanla kurdugu mekansal iliskisi nedeniyle izleyiciye sundugu koleksiyonu bir bilgi bellek tasiyicisina da dönüştürebiliyor. Izleyicinin de bulmacayi çözmesine, başkasinin dünyasina dahil olmasina olanak taniyor.

Ö.Ö: Söylediğin gibi çalışman aynı zamanda Asmalımescit deki dönüşüme minor bir tanıklığı da içeriyor. Kent bağlamındaki bu minor tanıklıkların büyük anlatıların ve tasarıların yanında önemini nedir sence?

R.K: Kentsel ortam en basit şekliyle insanın içinde bulundugu ortamı kendi arzuladıgı şekle sokma çabasını temsil ediyor ama tabi durum her zaman 'kendi' arzuladıgımız şekilde yapılanmıyor ya da dönüşmüyor. Türkiye'de merkezi bir kentsel dönüşümden bahsediyoruz. Bir yandan halk öte yandan kültür üreticileri var. Dolayısıyla beraberinde birçok problemi getiriyor inşa edilen yeni şehir alanları. Ancak Asmalımescit, Tünel ve Şişhane gibi bölgeler Sulukule gibi sancılı bir dönem geçirmedi benim takip edebildigim kadarıyla. Yani nispeten 'başarılı' bir şekilde dönüştü. Ben sadece yaratılan bu yeni dünyanın şu an neye dönüştügüne dair bir tanıklık, belge sunuyorum. Kendi gözümden gerçekleştirdigim bir envanter çalışması diyebiliriz buna.

23 Şubat 2011 Çarşamba

YEDİNCİ KITA



3 MART – 15 NİSAN 2011

Pg Art Gallery, beş sanatçının yer aldığı “Yedinci Kıta” başlıklı bir grup sergisi ile Tophane’deki yeni mekanında izleyicilerle buluşuyor.

Başka bir dünya mümkün mü? İnsan kendi dünyasını nasıl altüst eder ve bunun sonucunda istediği dünyayı nasıl yaratır? Ya da yaratabilir mi?

“Yedinci Kıta” filminde Haneke, duyguları buz tutmuş kent insanının, rutin içinde kaybolmasını kurcalarken, başka bir dünyanın hayalini de anımsatır izleyiciye. İçinde kayboldukları metropol yaşamının, kimliklerini giderek daha büyük bir hızla çaldığı insanların öyküsüdür ‘Yedinci Kıta’. Acımasız bir yanılsama haline gelen yaşamda, kendi gözümüzdeki silinişimiz, anlamımızı, amacımızı yitirişimiz vardır her bir karede; ve hatta anonimleşmemiz...

Pg Art Gallery’nin Tophane’deki yeni mekanında bir araya gelen farklı disiplinlerden beş sanatçı bu kült filmden yola çıkarak modern hayata karşı teslimiyeti sorguluyorlar. İşleriyle konformizmden kaçış yolları arayan Ali Dolanbay, Kemal Tufan, Kerem Ozan Bayraktar, Reysi Kamhi ve Roeki Symons kusursuz, düzenli yaşamın labirentlerinden geçip alternatif bir dünyanın mümkün olup olmadığına odaklanıyorlar. Yedinci bir kıta yaratıyor, nesnel olmayan bir dünyanın belleğini oluşturuyorlar.

“Yedinci Kıta”da sanat, yaşadığımızı hatırlatan yeni bir mecra olarak karşımıza çıkıyor. Modern dünya bireyinin başka bir dünya özlemini ve donuklaşmış, silikleşmiş yaşam içinden çıkma çabası vurgulanıyor. Sanatçılar, her şeyin giderek daha da muğlaklaştığı modern sonrası toplumda alternatifler üretmeye ve yeni nefes alanları oluşturmaya çalışıyorlar. Yanılsamalarla donatılmış ,‘kutsal’ amaçlardan soyutlanmış ve her geçen gün daha da amaçsızlaştırılmış yaşamlarımıza dair sanat aracılılığıyla bir alternatif dünya tasfiri çiziliyor.